Tutuklu DAEŞ’liler nerede?

Tutuklu DAEŞ’liler nerede?

ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında 6 Ekim’de yapılan telefon görüşmesinden sonra, Beyaz Saray bir yazılı açıklama yaptı ve o açıklamada, “ABD’nin son 2 yıldır bölgede yakaladığı DAEŞ savaşçılarından Türkiye’nin sorumlu olacağı”nı duyurdu. O dakikadan sonra da Suriye’deki DAEŞ’lerin sayıları tartışılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan onbinlerle ifade edilen sayılar için “abartılı” dedi. DAEŞ’lilerin sayıları kimse tarafından net şekilde bilinmese de yakalanan DAEŞ’lilerin tutulduğu hapishaneler/gözaltı noktaları ve kamplar biliniyor. Haritada hapishanelerin ve kampların yerlerini işaretlediğimizde görülüyor ki, Türkiye’nin başlattığı “Barış Pınarı” harekatının ilk aşamasını kapsayacak alanda yani Telabyad-Resulayn arasında kalan bölgede (Aşağıdaki haritada kırmızı ile seçilen alan) DAEŞ’lilerin tutulduğu hapishane yok. Nihai hedef olarak belirlenen Güvenli Bölge içinde ise (Haritada turuncu ile seçilen alan) sadece üç hapishane var. Tel-Abyad- Rasulayn arasındaki bölgesinde hapishane yok ama kamp var. Bu kampların sayısı ilk harekat bölgesinde bir, hedeflenen güvenli bölgenin tamamında ise üç.

Öncelikle iki kavramı, yani DAEŞ’lilerin tutulduğu hapishaneler/gözaltı merkezleri ile kampları birbirinden ayırmak gerekiyor. Önce gözaltı merkezleri ile başlayalım. Bu konuda en kapsamlı harita çalışması “Savaş Çalışmaları Enstitüsü”nün 4 Ekim’de yayınladığı harita.

Buna göre, Suriye’de DAEŞ’lilerin tutulduğu 7 ayrı hapishane/gözaltı merkezi var. Bunların 1’i Fırat Nehri’nin batısında, El Bab yakınlarındaki hapishane/ gözaltı noktası.( Kilis Elbeyli’den yaklaşık 35 km uzakta) Bu hapishane zaten Türkiye’nin nihai hedef olarak belirlediği Güvenli Bölge’nin sınırları içinde bile değil. Geri kalan 6 hapishane/gözaltı merkezi ise Fırat Nehri’nin doğusunda. 6 hapishaneden ise sadece 3’ü kurulması planlanan Güvenli Bölge sınırları içinde. Operasyonun ilk aşaması yani Barış Pınar’ı harekatı bölgesinde (Tel-Abyad –Resulayn arası) ise DAEŞ’lilerin tutulduğu hapishane yok. Sosyal medyada SDG “Türk hava operasyonunun DAEŞ’lilerin tutulduğu El-Chirkin hapishanesini hedef aldığı” iddiasını paylaşmıştı. Ancak bizzat İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 9 Ekim’CNN Türk yayınında “Söyledikleri hapishane Türkiye’nin operasyon bölgesi dışında” sözleriyle bu iddiayı yalanladı..

İSTENEN GÜVENLİ BÖLGE’NİN TAMAMINDA 3 HAPİSHANE

Barış Pınarı Harekatı’nın ilk aşamasındaki bölgeyi konuştuktan sonra, şimdi Türkiye’nin nihai hedef olarak belirlediği Güvenli bölgede kaç hapishane var buna bakalım. Türkiye eğer 9 Ekim’de başlayan harekatının sınırını, ilerleyen zamanda gerekli olduğunu düşündüğü gibi doğu ve batıya doğru genişletirse, o zaman sorumluluğuna girecek hapishane/gözaltı merkezi sayısı 3 olacak. Bunların ilki Ayn El Arab (Kobani) yakınlarında. YPG kontrolünde olan bu nokta, Şanlıurfa-Mürşitpınar’a yaklaşık 10 km uzaklıkta. Bu haliyle Türkiye sınırına en yakın yerlerden biri. Bir diğeri Kamışlı’da. Bu hapishane de Türk sınırına en yakın hapishanelerden. Mardin Nusaybin’in hemen karşısında, sınırın yaklaşık 5 km uzağında. Sınır hattı boyunca uzanan bir diğer hapishane de Malikiye’de. Malikiye’deki kamp Irak sınırına yakın bir bölgede, Şırnak’ın güneyinde sınıra yaklaşık 10 km uzaklıkta.

YPG’nin kontrol ettiği diğer 3 hapishane ise Türkiye’nin Güvenli Bölge alanına hiçbir şekilde girmeyen noktalar. (Ayn İsa-Akçakale’ye 50 km uzaklıkta/ Haseke- Türkiye sınırına 90 km uzaklıkta / Şeddadiye – Türkiye sınırına 150 km uzaklıkta). Ayrıca bu hapishanelerin dışında DAEŞ teröristlerinin üst düzey isimlerinin tutulduğu özel noktalar ve bazı sorgu yerleri olduğu da konuşuluyor.

Hapishanelerde kaç DAEŞ’li tutuklu olduğu ise bilinmiyor; ama ABD Başkanı Donald Trump Ağustos ayında yabancı uyruklu tutuklu DAEŞ’lilerin sayısını 800 olarak açıklamıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 10 Ekim’de CNN Türk’te katıldığı yayında, “1000 olduğunu söyleyenler de var, bu konuda net bir bilgi yok. İçeri girdiğimizde alana indiğimizde tabloyu göreceğiz” dedi. Ayrıca Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, güvenli bölge sınırları dışında kalan DAEŞ’lerinin sorumluluğunun Türkiye’ye yüklenemeyeceğinin mesajını da verdi. Çavuşoğlu “60 km derinlikte ya da daha aşağıda DAEŞ’li varsa orada sorumlu rejimdir ya da ABD’dir. Bize 30 km’ye indiniz, 60 km’deki DAEŞ’liler sizin sorumluluğunuzdur demek olmaz” diyerek, sınırı da çekti.

Zaten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da AK Parti il Başkanları toplantısında açıkça “kontrolümüze geçecek bölgedeki DAEŞ’liler” ifadesini kullanmıştı. Erdoğan, “Kontrolümüze geçecek bölgedeki DAEŞ’lilere ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Bu güvenceyi dünyaya buradan veriyorum. Cezaevinde tutulması gerekenleri cezaevinde tutacağız, uyruğu olduğu ülkelere gidebilecekleri de kabul edilmeleri halinde oraya göndereceğiz. Kadın ve çocukları da bir ıslah programı çerçevesinde yeniden kendi toplumlarına kazandırmanın gayreti içinde olacağız”. Dedi. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan da hem hapishaneler ile kampları ayırdı, hem de Türkiye’nin sorumlu olduğu bölgenin çerçevesini çizmiş oldu..

TARTIŞILAN KAMPLAR GÜVENLİ BÖLGE İÇİNDE DEĞİL

Gelelim günlerdir farklı sayılarla, hatta “onbinler” ifadeleriyle gündeme gelen kamplara. DAEŞ’li teröristlerin olduğu belirtilen El Hol ve Hajin kampları Türkiye’nin istediği nihai güvenli bölgenin dışında.

Bu konunun gündeme gelmesinden sonra en çok tartışılan kamp El Hol Kampı. Kamp, Nusaybin’e yani Türkiye sınırına yaklaşık 100 km uzaklıkta ve aslında Türkiye’nin Barış Pınarı operasyon sahasıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Türk yetkililerin çizdiği çerçeveyi düşünürsek, Türkiye’nin sorumluluğu altına girecek bir alan da değil.
Ama yine de kamptaki rakamlar Batılı ülkeleri ürkütüyor. Türkiye’nin de gözardı etmediği konu, bu kamplardakilerin, YPG tarafından salıverilmesi ve bu DAEŞ’li teröristlerin Türkiye’nin hedeflediği güvenli bölgeye doğru yaklaşma ihtimali. Bu yüzden burada El Hol kampına bir parantez açalım. Birlemiş Milletler Programları ile birlikte çalışan “REACH İnsani Girişimi”nin Nisan-Mayıs 2019 tarihleri arasında yaptığı Suriye’deki kamplara dönük araştırmasına göre, El Hol kampının nüfusu Aralık 2018 ile Mart 2019 arasında dramatik şekilde arttı. Aralık 2018’de kamptakilerin sayısı 9,454’tü. Mayıs 2019’da bu sayı 73,520 oldu. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi OCHA’nın rakamlarına göre, kamptakilerin yüzde 91’i kadın ve çocuk. Bunların yüzde 65’i de 12 yaşın altında. Kampın yüzde 43’ünü ise Iraklılar oluşturuyor. Suriyelilerin oranı yüzde 42, üçüncü ülkelerden gelenlerin oranı ise yüzde 15. REACH raporun göreyse, Irak’lıların yüzde yüzde 11’i Anbar, yüzde 10’u Musul’dan gelenler. Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Erkmen, “IŞİD ile ilişkiyi şöyle kuruyoruz, bu kişilerin geldikleri yerlere ve tarihlere bakıyoruz. Bu kampa gelişler ağırlıklı olarak 2018 yılında başlıyor, yani Irak’ta IŞİD’in yenildiği zamanlarda. Ancak bu şu demek değil, bu kamplarda sadece IŞİD’li teröristler var. Zamanında IŞİD’in kontrolü altındaki bölgelerde yaşayıp, o bölgelerde örgüt kontrolünü kaybettikten sonra Suriye’deki kamplara zorla getirilenler var. Bazıları örgüte itiraz etmeyen ve sessiz kalan sivil halk olabiliyor. Kamplarda 18 yaş üstü erkeklerin oranı ise ortalama yüzde 14-16. Bu oranda yaralı ve hasta erkekler dışındakileri potansiyel IŞİD’li olarak tanımlamak zor. Elbette aralara sızmalar olabilir ama kamptaki herkese IŞİD’ci muamelesi yapmak mümkün değil” diyor.

DAEŞ’li teröristlerin bulunduğu ve gündemde olan bir diğer kamp ise Türkiye sınırına en uzak noktada bulunan Hajin kampı. Bu kamp, Türkiye sınırına yaklaşık 350 km uzaklıkta. Yani Türkiye’den bu kamptaki DAEŞ’lilerin sorumluluğunu üstlenmesini istemek, yersiz bir beklenti.

HANGİ KAMPLAR TÜRKİYE’NİN SORUMLULUĞUNDA?

9 Ekim’de başlayan Barış Pınar’ı harekat bölgesi içinde kalan tek 1 kamp var. O da Mabruka kampı. Kamp Türkiye sınırına yaklaşık 10-15 km uzaklıkta. Serhat Erkmen buraya neden “DAEŞ kampı” denilemeyeceğini şöyle anlatıyor: “Bu kampa girişler Haziran 2016’da başlamış. Kampa yerleşenlerin geldikleri bölgeler ağırlıklı olarak Al Mayadin ve Ashara. Bu insanlar IŞİD kontrolü devam ederken kaçıp gelen insanlar olduğunu görüyoruz. Bu yüzden de IŞİD ile organik bağı olma ihtimali düşük olan kişiler”.

Türkiye’nin hedeflediği gibi Irak sınırına kadar bir güvenli bölge kurduğu düşünülürse, Nevruz kampı ve Kobani kampı da denkleme giriyor. İkisi de Türkiye sınırına yakın noktalar. Erkmen bu kampların yapısıyla ilgili şunu söylüyor: “Ne zaman oluşturulduğu bilinmiyor. Ama bilinen şu ki, Irak sınırına yakın olan bu kamptakilerin yüzde 80’i Sincar’dan gelmiş durumda. Dolayısıyla DAEŞ ile ilgili bir kamp olduğunu düşünmüyorum. Kobani kampı için de durum aynı şekilde.”

STRATEJİK HEDEF M4 KARAYOLU OLURSA TABLO NE?

Yukarıda bahsedilen tüm hapishane ve kamplar, Türkiye’nin 30 km derinliğe inmesi halinde sorumlu olacağı noktalar. Ama Türkiye eğer stratejik hedefi olan M4 karayolunu alacak şekilde hareket ederse, o zaman bazı noktalarda 30 km sınırını geçmek ve daha da derine inmek zorunda. Bu koşulda da ilk operasyon bölgesinde sorumluluk alanına 1 kamp ve 1 hapishane daha giriyor. İkisi de Ayn İsa’da. Ayn İsa kampı için Erkmen, “Bu kamp Nisan 2016’da açıldı. Bu kampa gelenler ağırlıklı olarak Deir-ez-Zor ve Rakka’dan geldiler. Rakka alındığında o bölgeden çıkan IŞİD’liler ağırlıklı olarak Meyadin Kasabası ve Fırat boyunca IŞİD’in kontrol ettiği yerlere gitmişlerdi. Kampa gelenlerin aralarına belki bazı sızmalar olmuştur ama bu kamp da DAEŞ ile organik bağı olan bir kamp değil.” diyor.

Ve son olarak Roj kampı. O da yine M4 karayolu ile birleşim noktası olduğu için kritik bir konumda yer alıyor. Erkmen, “Irak sınırına yakın bir nokta olduğu için gelenlerin yüzde 56’sı Musul’dan ve yüzde 15’i Samara’dan geliyor. Ancak kampa gelişlerin başladığı tarihlerde bu yerler hala DAEŞ kontrolündeydi. Bu yüzden bu kişilere de doğrudan IŞİD bağlantısı var diyemeyiz” diyor.

“DAEŞ’LİLER BÜYÜK KAMPLARA KONULMAMALI”

Kuşkusuz bu sürecin en zor ve maliyetli kısmı DAEŞ saflarında savaşmış teröristlerin topluma kazandırılması. Serhat Erkmen, bu süreçte Suriye içindeki süreçle, Avrupalı ülkelerde yürütülecek sürecin birbirinden farklı olduğunu söylüyor. Serhat Erkmen, DAEŞ’li büyük kamplarda tutulmaması gerektiğinin altını özellikle çiziyor. “IŞİD denilen örgüt, halihazırda Irak’ta cezaevlerinde güçlenmiş bir yapı. Bugün kamplarda üst düzey isimler yok belki ama yine de kamplarda ya da toplama merkezlerinde genç insanların radikalleşmesinin önüne geçmek gerekir” diyor. Ayrıca “Suriye içinde, güvenlik güçleriyle izleme mekanizmalarını kurup, maddi ve manevi desteklerle, bu kişileri kontrollü şekilde geldikleri toplumun içine, izleyebileceğiniz şekilde yerleştirmeniz gerekir” diyor. İşin Avrupa ayağına gelindiğinde ise terör suçlarına bulaşmış kişiler için kurulmuş profesyonel merkezler var. Erkmen, “Bu kişiler önce rehabilitasyon merkezlerinde psikolojik ve pskiyatrik süreçlere sokuluyor, bu ilk aşama tamamlandıktan sonra, elektronik kelepçe yöntemiyle kontrollü şekilde toplumun içine bırakılıyor ancak bu süreçte de yakın takipte tutuluyorlar.” diyor. Ancak tabii Avrupa’ya dönüşlerin çok olması beklenmiyor. Zira Avrupalı ülkeler çok az sayıda DAEŞ’liyi ülkelerine geri almayı kabul ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın da eleştirdiği de bu konu, yani Avrupalıların kendi vatandaşı olan DAEŞ’lileri geri almaması, ülkelerinde yargılamaması ve tüm DAEŞ’lilerin sorumluluğunu ve mali yükünü ABD’nin sırtına bırakması. Bu sorun 1 yılı aşkın süredir devam ediyor ve başta Almanya, Fransa gibi ülkeler güvenlik ve rehabilitasyon süreçlerinin zorluğunu bahane ederek, DAEŞ’lileri ülkelerine almayı reddediyor.

VİDEO: ABD'NİN DAEŞ VURGUSU NE ANLAMA GELİYOR?

YAZARA AİT DİĞER MAKALELER