Teknoloji milyarderleri paralarını neden uzaya yatırıyor?

İki kutuplu dünyada ABD ve SSCB'nin rekabetine sahne olan uzay yarışı tabiri caizse günümüzde şirketlerin oyun alanına dönüştü. 

Gezegenimizin en zengin 500 ismi arasında yer alan 16 kişi uzay teknolojileri için her yıl milyarlarca dolar yatırım yapıyor. 

SpaceX'in CEO'su Musk ve Virgin Galactic'İn kurucusu Richard Branson uzay yarışında en çok adından söz ettiren isimler. Bu iki isim kuşkusuz renkli kişilikleri sayesinde basında en sık gördüğümüz yatırımcılar 

Ancak uzay turizmi ve Mars'ta koloni kurmak için kolları sıvayan bu isimler parasını uzaya yatıran zenginlerden sadece birkaçı. Örneğin Microsoft'un kurucusu Gates, Kymeta'ya yatırım yaptı. 

Amazon'un kurucusu ve dünyanın en zengin insanı olan Jeff Bezos ise kendi kurduğu uzay turizmi şirketi Blue Origin'e ciddi miktarda bütçe ayırmış durumda. Sosyal medya devi Facebook'un kurucusu Zuckerberg ise servetinin bir bölümünü SETI'ye yatırım yaparak değerlendiriyor. 

Peki milyarder yatırımcıların kısa vadeli ve uzun vadeli hedefleri neler? 

Soğuk Savaş dönemindeki siyasi çıkar hedefleyen yatırımların aksine şirketler doğal olarak yatırımlarının karşılığını almak üzere bu alana odaklanmış durumda. Öncelikli hedef uzay turizmi. 

Örneğin yeryüzünden 100 bin kilometre yükseklikte uçacak olan Virgin Galactic aracı, 250 bin dolar karşılığında yolcularına 6 dakikalık yerçekimsiz ortam keyfi sunmak için geri sayıma geçmiş durumda. 

Elbette bu uzay turizmi için ilk adım. Uzun vadeli hedefler arasında, yörüngede konaklama, Ay’a seyahat gibi daha uzun vadeli ve masraflı planlar var. 

Budget Suites of America isimli otel zincirlerinin sahibi olan milyarde iş insanı Robert Bigelow, geçtiğimiz aylarda tıpkı Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) gibi gezegenimizin yörüngesinde dönecek bir otel projesi için ilk adımı atmıştı. Şirket 2021 yılında yörüngeye 2 tane B330 modülü yollayarak ilk uzay turizmine start vermeyi hedefliyor. 

KISA VADEDE TURİZM UZUN VADEDE MADENCİLİK 

Uzay yatırımlarından tek beklenti turizm gelirleri değil. Uzun vadede devletlerin ve şirketlerin iştahını kabartan şey ise kuşkusuz uzay madenciliği. 

Jüpiter ve Mars'ın arasında yer alan asteroid'lerin nikel, demir ve altın gibi değerli maddelere ev sahipliği yaptığı düşünülüyor. 

Bu alanda çalışmalar yapan kurumlardan birisi de Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA). Bu bölgede uzay aracı göndererek araştırma yapmayı planlayan NASA'ya buradan elde edilecek maddelerin ekonomik değeri 10 bin katrilyon dolar. 

Dünya ekonomisinin toplam değeri ise sadece 73.7 trilyon dolar olduğunu düşünürsek uzay madenciliğinin ne denli büyük bir iş koluna evrilebileceğini daha rahat anlarız. 

Ancak uzay madenciliğinin önündeki en büyük engel bu işin maliyeti. En yüksek platin kaynağa sahip gök taşlarında bile 800 gram platin elde etmek için bir ton cevher elde edilmesi gerekiyor. Bu da, 2,5 ton ağırlığındaki bir robotun, ağırlığının 100 katı cevher taşıması gerektiği anlamına geliyor. Kısaca, çok yüksek bir maliyet gerektiren planın ciddi olarak geliştirilmesi gerekiyor. 

İKİNCİ AMERİKA’NIN KEŞFİ 

Önümüzdeki yıllarda uzay madenciliğini karlı bir şekilde yapmanın yolu bulunduğunda bunun ekonomik etkilerinin Amerika’nın keşfinin yarattığı etkilere benzer olacağını söylemek mümkün. 

Zira keşfedilen bölgelerdeki altın gibi değerli eşya ve madenler Avrupa’ya taşınmış, bu sayede toprak temelli zenginliğin egemen olduğu Avrupa kıtası ekonomik anlamda radikal bir dönüşüme sahne olmuştu. 

Şirketlerin ve devletlerin iştahını kabartan uzay turizminin dünya ekonomisinde sebep olan değişimi büyük olasılıkla önümüzdeki on yılda görmeye başlayacağız. 

ETİKETLER